Yaşadığınız Her Şeyi Daha İyi Anlamanızı Sağlayarak Ufkunuzu Açacak 13 Şaşırtıcı Psikolojik Gerçek

Psikologlar ve araştırmacılar, belli konular karşısında birbirimize çok benzer şekilde davrandığını söylüyor ve yıllardır da bunu derinlemesine araştırıyorlar. Öğrendiğinizde, ‘Yalnız değilmişim oley!’ dedirtecek, insanların genelinin aynı şekilde reaksiyon verdiği kanıtlanan 13 psikolojik gerçeği açıklıyoruz!

Kaynak: https://www.youtube.com/watch?v=PJc_i…

1. B planımız olduğunda, A planımızın işe yarama olasılığı çok daha düşük oluyor! Pensilvanya Üniversitesi’ndeki bilim insanları, araştırmaya katılmak isteyen gönüllülerle, belli bir görev verildiğinde nasıl hareket ettiklerini ve performanslarının nasıl olduğunu incelediği bir araştırma yürüttü.

Çalışmanın sonucuna göre, yedek bir plan yapan katılımcılar, sadece tek bir planı olanlara göre daha kötü performans gösterdiler. Araştırmacılar, bunun sebebinin Victor H. Vroom tarafından 1964 yılında geliştirilen beklenti teorisi olduğu düşünüyor. Yani kısacası biz aslında B planı yaparken, A planımızın yürümeme ihtimalini düşünüyoruz ve bu da farkında olmadan A planına dört kolla sarılmamamıza sebep oluyor. Dolayısıyla istemeden daha düşük performans göstererek mecburen B planına kalmayı kendiniz seçiyoruz!

2. Karşılıklı esnediğimiz kişiyle kozmik bir bağ kurma şansımız var! İşte, evde, bir kafede, restoranda ya da aklınıza gelebilecek herhangi bir yerde yakınınızdaki kişinin ağzını kocaman açarak esnediği anı hayal edin.

Yüzde 90, yorgun veya uykusuzluk gibi bir şey yaşamıyor olsanız bile siz de kendinizi esnerken buluyorsunuz değil mi? Esnemenin neden bulaşıcı olduğu hakkında konuşulan birçok farklı teori var ama bu teoriler arasında en yaygın olanı esnemenin, empati göstergesi olduğunu savunuyor. Yani hiç beklemediğimiz bir anda, alakamız olmayan bir kişinin esnediğini gördüğümüzde, biz de karşılık olarak esniyoruz. Eğer enerjimiz de tutuyorsa aniden birbirimize gülebiliyor, bir sohbet bile başlatabiliyoruz… Çünkü ortak bir şeyde buluşmuş birbirimize karşı empati beslemiş oluyoruz aslında!

3. Büyük ve herkesi etkileyen bir olayı umursamayı seçmek yerine büyük olayların etkilediği tek bir kişiyi daha çok umursuyor ve ona daha çok üzülüyoruz… Yine Pensilvanya’da başka bir üniversitede, araştırmacılar insanların yardım gerektiren bir olay karşısında ne kadar bağış yaptığını ölçen bir araştırma yürüttü.

İlk gruba, aç, kaldırım kenarına çökmüş, ağlayan bir kız çocuğu gösterildi. İkinci gruba, açlık sorunun bir yıl içerisinde kaç kişinin ölümüne sebep olduğunu gösteren istatistikler sunuldu ve anlatıldı. Üçüncü grubuysa her iki durumda anlatıldı. En az bağış, tüm dünyayı etkileyen açlık sorunu istatistiklerinin gösterildiği grup tarafından yapıldı. Onu takiben, her iki durumu da izleyen ve öğrenen grup belli bir miktarda bağış yaptı. Ama en çok bağış sadece küçük kızın videosunu izleyen katılımcılar tarafından geldi. Psikologlar bu durumun, bir olaya müdahale şansımızın daha yüksek olduğunu düşündüğümüz zamanlarda daha çok önem önem verdiğimizi kanıtladığını söylüyor.

4. Bir olayın veya herhangi bir şeyin başlangıcını ve sonunu çok daha kolay hatırlıyoruz. Mesela alışverişe çıktığınızı ve markete vardığınızda ne almanız gerektiğini unuttuğunuz zamanları düşünün.

Bu muhtemelen, oraya gitmeden önce gidene kadar birçok şey yapmanız gerektiğinde ve sonrasında da yapacak işleriniz olduğunda başınıza geliyor. Çünkü bir şeyleri sıralamaya sokarken hangisiyle başlayacağınız ve hangisiyle işinizin tamamen bitmiş olacağını, arada kalan şeylerden çok daha fazla düşünüyorsunuz. Yani bu bir dikkat problemi değil. Bir günün kaosu içerisinde sadece en baştaki ve en sondaki şeylere odaklanmak bize daha efektif ve kolay geliyor…

5. Pozitif şeylerden çok negatif şeylere önem veriyoruz… Araştırmacılar tarafından kanıtlanmış bir şey var, o da insanoğlunun bardağa dolu tarafından bakmaktansa negatif ön yargılara odaklanmaya çok daha yatkın olduğunu söylüyor….

Bunu söylememize gerek var mı bilmiyoruz ama bu çok gereksiz bir şey aslında ve hepimizin kendini bu konuda eğitmesi gerekiyor. Neden modumuzu düşürüp, bizi aşağıya çekecek şeylere odaklanalım ki? Bu sürekli kötüyü daha çok düşünme konsepti kulağa ne kadar saçma gelse de, psikologlar ve araştırmacılar, genel olarak insanların tek bir olumsuz şeyi gözden çıkarabilmek için en az beş olumlu şey aradığını söylüyor….

6. Yemeği başka biri yaptıysa tadı bize daha güzel geliyor! Araştırmalara göre insanların çoğu, başkaları onların yaptığı yemeğin aynısını yapsa da onlarınkinin daha lezzetli olduğunu düşünüyor.

Hepimiz birebir aynısını yapabilecek olsak da “Ay şuranın da yemeği bir başka güzeldir” falan deyip kendimize orada yemek ısmarlamak veya ısmarlatmak için bahaneler uydurmuşuzdur. Bu konuda yürütülmüş araştırmalara göre bu, yemeği yaptığınız sürenin sizi yeterince yorması ve yemek hazır olduğunda sizi heyecanlandıracak bir şey olmaktan çıkmasından kaynaklanıyor.

7. Kötü bir şey olacaksa, öncesinde strese girip kendimizi yiyip bitirmektense, o şeyin direkt çat diye söylenmesini istiyoruz. Mesela, ikonik “Konuşmamız lazım” cümlesi… Hepiniz bu cümleyi en az bir kere duymuş, duyar duymaz da karnınıza ağrılar saplanmaya başlamıştır.

Az önce bahsettiğimiz negatif şeylere odaklanma yatkınlığı sayesinde “Konuşmamız lazım” cümlesi aklımıza iyi bir şey getirmez. Aksine milyonlarca kötü olasılığı düşünmeye başlar, kendimizi sıkarız.  Eminiz ki aramızda sevgilisi böyle bir mesaj attığı için “Ben bununla uğraşamam” diyerek direkt ayrılmayı tercih etmiş arkadaşlarımız vardır! Psikologların yürüttüğü araştırmalar, zihnimiz direkt kötüye odaklanmayı daha çok sevdiğinden, bizim belirsizliği sevmediğimizi ve bir şey konuşulması gerekiyorsa hemen konuya girilmesini istediğimizi gösteriyor.

8. Bebeklerin ve çocukların yanaklarını sıkıp öpmek istememizin veya yavru bir köpeği sevmeden duramayışımızın bir sebebi var. Buna psikolojide sevimli saldırganlık deniyor ve bu doğal bir tepki.

Frontiers in Behavioral Neuroscience dergisinde yayınlanan bir makaleye göre, “sevimli saldırganlık” denen şey bir bebeği veya bir köpeği gördüğümüzde dolup taştığımız pozitif duyguları seviyeli bir agresyon duygusunun bastırıyor olduğu. Yoğun duygumuz her ne kadar pozitif olsa da her şeyin fazlası zarar veriyor. Dolayısıyla hem pozitif hem de negatif diyebileceğimiz duygular birbirini dengeliyor. Böylece çok şeker olduğu için deli gibi mıncırmak istediğimiz şeylere daha nazik ve temkinli yaklaşabiliyoruz.

9. Farkında olmasak da aslında biz neye inanmak istiyorsak ona inanıyoruz. Onaylama yanlılığı, bizim kendi düşüncelerimizi veya varsayımlarımızı doğrulayan bilgilere, kişilere veya görüşlere daha yatkın olma ve onu öne çıkarma eğilimimize verilen isim.

Mesela tam olarak da hepimizde var olan bu onaylama yanlılığı yüzünden belli siyasi görüşlerin kayıtsız şartsız en doğrusu olduğunu savunuyor, bazı haber kanallarını diğerlerine kıyasla daha çok tercih ediyor ve öneriyoruz. Halihazırda inandığımız şeylerle uyuşan görüş ve düşüncelerdeki kişilere yanaşarak, kendi inandıklarımızı kendimizce güçlendirmiş oluyoruz.

10. Lisede hangi müzik türünü dinlediysek, en çok o müzik türünü sevecek şekilde programlanıyormuşuz! Lise yıllarınızı, daha doğrusu ergenlik yıllarınızı düşünün.

O dönemlerde yaşadığımız her duygu ve her an inanılmaz bir öneme sahipmiş gibi gelir bize. Bunun içine müzik dinlerken hissettikleriniz ve yaşadıklarınız tabii ki dahil! Araştırmalara göre, gençlik yıllarımızda dinlediğimiz müziklerle, yetişkinken kuramadığımız bağlar kuruyoruz. Bu yüzden de o zamanlarda dinlediğimiz müzik türü her daim en sevdiğimiz olarak kalmaya devam ediyor!

11. Beynimizin boşlukları doldurmak gibi bir özelliği var ama bunu her zaman doğru yapamıyor.

Anılarımız, yüzde yüz doğruyu yansıtan ve hatırlayabildiğimiz görüntülerden çok, bir araya getirdiğimiz birbirinden kopuk birkaç görüntüden oluşuyor. Yani bir anıyı çok iyi hatırladığımızı düşündüğümüzde bile aslında onu eksik, yani kısmen yanlış hatırlıyoruz. Mesela evden çıkmadan önce bulaşık makinesini çalıştırdığınıza inanıyor olabilirsiniz. Eğer evden alelacele çıktıysanız bunun yalnızca beyninizin size oynadığı bir oyun olma ihtimali daha yüksek!

12. Eğer bir insandan beklentimizin yüksek olduğunu ona belirtirsek, o insanın beklentilerimizi karşılama oranı çok daha yüksek oluyor!

Pygmalion etkisi diğer adıyla beklenti etkisi olarak adlandırılan şey, yüksek beklentilerin performansın artmasına sebep olduğuna inanan psikolojik bir olgu. 1960’lı yıllarda yapılan ünlü bir çalışmada, araştırmacılar öğretmenlere birkaç öğrencinin daha yüksek IQ seviyelerine sahip olduğunu söylemiş. Ardından öğretmenlerin bu öğrencilerinden beklentilerinin daha yüksek olduğunun rahatlıkla anlaşıldığını gözlemlemişler. Bunu fark eden o öğrenciler çok daha fazla çabalamaya ve gerçekten iyi olmaya özen göstermiş. Yani anlayacağınız, eğer birinin bir şeyde daha iyi olmasını istiyorsanız önce sizin ona inanmanız gerekiyor…

13. Beynimiz, teslim tarihi uzun olan şeylerin önemli olduğuna inanmıyor.

Elinizde çok önemli bir iş veya mutlaka halletmeniz gereken bir şey olabilir. Eğer onu halletmek için birkaç haftanız veya ayınız varsa, beyniniz onu öncelikler listesine almayı tercih etmiyor. Hatta böyle durumlarda, göstermemiz gereken gerçek emeği ve zamanı hiç işin içine katmıyoruz bile. O daha uzun süremiz olduğunu düşündüğümüz şeyden önce, daha kısa sürede yapılması gereken basit işleri tamamlamayı seçiyoruz…

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*